Hikaye kitaplarında vardır.
Sultan, bir elinde gürz, diğer eli havada daireler çizerek konuşur.
“Bundan böyle sigara içki kapalı yerlerde yasak, tamam mı?”
“Emredersiniz padişahım” diye kafa sallar paşa vezirler.
“Padişahım, ya açık yerlerde” diye korkarak sorar içlerinden biri.
Padişah vezire doğru dönerek kükrer.
“Ne diyorsun bre dangalak…İçki ve sigara bütün kelleler için küllühüm yasak”
Hep bir ağızdan başlar paşa vezirler
“Padişahım çok yaşa”
“Padişahım çok yaşa”
Günler günleri kovalari aylar ayları.
Memleketin hali iyice kötüleşir
İnsanlarda ne giyecek bir peygamber hırkası ne de yiyecek bir lokma kalır.
Yoksullaşan halk için hayır çarşıları açılır her şehrin her semtinde
Bir gün Yeniçeri askerleri dayanır sarayın kapısına.
Bir ağızdan bağırırlar gür sesleriyle.
“Padişahı istemezüüüüük”
“Padişahı istemezüüüüük”
“Ya kellesini atarsınız meydana yada biz ne yapacağımızı biliriz”
Öğlenden ikindiye bir vakit geçer.
Sanki bir yıldır geçen vakit
Güneş bakır renkte yol alırken bir kelle düşer avluya.
Pişmiş kuzu kellesi değildir atılan.
***
Günümüzde de yaşananlarda geleceğin hikayeleri olarak yazılmayacak mı?
Alın size gelecekte yazılacak bir hikaye.
***
Başbakan ağzında bir türban lafı tutturmuş gidiyor.
“Bundan böyle türban üniversitelerde serbest olacak, tamam mı?”
“Emredersiniz başbakanım” diye kafa sallıyor diğerleri
“Ya üniversite dışında” diye soracak oluyor içlerinden biri.
“Ne diyorsun bre püsküllü pırasa, Türban küllühüm serbest”
Birbirlerine bakıp anlamaya çalışırken başbakan göz kırparak devam ediyor.
“Tabii, çaktırmadan olacak bu işler.”
Hepsi bir ağızdan.
“Başbakanım çok yaşa”
“Başbakanım çok yaşa”
***
Padişahlar ve yaşananlar tarih sayfalarında kaldı.
Şimdiki zamanın aktörleri aynı gibi görünse de gerçekleri daha farklı.
Ne, asker ortaya çıkıp seni istemiyoruz der, nede tarihte yazılı kelle atımları yaşanır.
Ama padişah gibi davranan bir başbakan varsa eğer…
Gün gelir Yargıtay…
Gün gelir Danıştay…
Gün gelir Anayasa Mahkemesi konuşur.
Olmadı halk kendini yaratanlarla birlik olur yine konuşur
Ne zaman ki konuşmalar biter ve başbakan hala padişah gibi davranır.
İşte o zamani sözün bittiği özün başladığı terdir.
O gün!
Öter de Kırşehir’in bülbülleri öter!