O, babam.
Gözlerini bir daha açmamacasına kapadığında saat 11.35 di.
1931 yılında başlayan yaşamı 02.12.2008 tarihinde son buldu.
Allah rahmet eylesin.
Nur içinde yatsın.
***
Cumartesi günü, sabahın sekizinde gelen telefonla uyandık
Korkulu duygularıyla göz göze geldiğim eşimle telefonu açtık.
Arayan annem… sesi ağlamaklı…
“Hüseyin babanın ağzından, her yerinden kan geliyor, çabuk yetişin oğlum”
“Anne, telaş etmeyin, 112 acil çağırdınız mı?”
“Evet oğlum, hah tamam geldiler, siren sesini duydum, çabuk gelin oğlum”
“Anne hemen yola çıkıyoruz”.
Telefon kapandı.
***
Bursa Çekirge Devlet Hastanesi… Saat 12.00
Hastane ortamında izin verilmese de on beş aylık kızım Martı Nazlı’yla birlikte babamın yanındayız.
Birkaç dakikalık konuşmamız arasında, babamın torununa “Nazlı! Kızım bak deden gidiyor artık, senin ömrün uzun olsun emi yavrum” dedikten az sonra ağzından ve burnundan yine kan gelmeye başladı.
Telaş içinde hemen doktora haber verdik.
Gelen doktor ve hemşirelerin çabaları yeterli olmadı ve yoğun bakım için hazırlık yapıldı.
Aslında, babamın ana hastalığı iki yıldır tedavi gördüğü lenfomaydı.
Bağışıklığı zayıfladığı için üst solunum yollarında yaşanan kanaması durmuyordu.
Konuştuğumuz uzman cerrahın “ameliyatta kalır, vücut dirençli değil, biz kan vermeye devam edelim ve bekleyelim” demesi üzerine on ünitelik yeni kan talebi oldu.
Kızılay her zaman var olsun, sağ olsun.
Hemen karşılandı kan talebimiz.
Beklemeye başladık.
***
Yoğun bakım önündeyiz…Pazar günü… Saat 16.00
Doktorlar ve hemşireler sağ olsunlar bizi sürekli bilgilendiriyorlar.
Evimize gitmemizi ve telefon beklememizi ihtiyaçlar durumunda arayacaklarını söylediler.
Durumun kötüye gittiğini biliyoruz ama umudumuzu da kaybetmek istemiyoruz.
Bir ara ricamızın kabul edilmesiyle birlikte steril ortamda hazırlanıp girdiğim yoğun bakımda babamı gördüm.
İki dakika seyrettim babamı.
Film şeridi gibi koca bir ömür iki dakikada gözümün önünden geldi geçti.
Mutlu bir çocukluk dönemi geçirdiğim için minnet duydum kendisine.
Ağız ve burnunda hortumlar vardı ve solunum cihazına bağlıydı.
Son gören ben oldum ailede.
Nur yüzlüydü babam.
Ağladım.
***
Evdeyiz…Pazartesi günü… Saat 23.05
Ev telefonumuz acı acı çaldı.
Cep telefonlarının ihtiyaçlar, ev telefonlarının ise kötü haber için kullanıldığını önceden biliyoruz..
“Eyvah” dedik “Babamız”.
Annem ve kardeşlerimle göz göze geldik.
Telefonu açan eşim hiçbir şey konuşmadan dinlediği telefonu kapattı.
Gözlerime bakarak “babam” dedi ve bir süre durduktan sonra göz kapaklarını indirdi.
Zamanın ve sözün bittiği yerde varlık anlamsızlaşıyor.
Anneme ve kardeşlerime döndüğümde şu sözler çıktı ağzımdan.
“Babamızı kaybettik, şimdi uğurlama zamanı”
Yerçekimini hissetmediğim andayım, boşluktayım.
Sesimin yettiğince bağırmak istiyorum gökyüzüne doğru.
Yırtmak istiyorum geceleri güneş çıksın diye.
Güneş saklambaç oynarken bizimle, kaç bin yılda bir olur bilmem ama babam vefat ederken AY VE YILDIZ, TÜRK BAYRAĞI olarak gökyüzündeydi aynı saatlerde.
Eşimle hastaneye gidiyoruz.
***
Salı…Saat 09.00
Hastane morgundayız.
Morgda görevli imamla görüştük.
Yıkanma ve kefen işlemleriyle birlikte cenaze ulaşım masraflarını vererek özel firmayla anlaştım.
Sorumluluğu üzerine alan özel firma, sağ olsunlar, yapılacaklar konusunda gerekeni eksiksiz yerine getirdiler
Cenazemizi alarak hastaneden ayrıldık.
Babamın vefatını öğrenen akraba ve dostlar evimize akın ederken biz babamın cenazesiyle önce eve, oradan da mahalle camisine gideceğiz.
Ailece aldığımız karara göre ikindi namazından sonra Bursa Yenişehir Avşar köyünde toprağa verilecek.
“Ölürsem şuraya defnedin beni” diyerek yerini de belirlemiş son köy ziyaretinde.
Maddi manevi her şeyini hazırlamış öte taraf için.
Bize bir iş bırakmamış.
***
Avşar köyü mezarlığı…Saat 15.30
Çoluk çocuk bütün köy mezarlıkta bizi bekliyorlar.
Köy imamının duaları ve yönlendirmesiyle babamın cenazesi mezara indirilip uygun bir şekilde yatması sağlandı.
Tüm köy halkının yardımıyla üzeri örtülen mezar kapatıldıktan sonra dualarla uğurladık babamı.
Güneşli bir havada kuşlar cıvıl cıvıl şakımalarıyla eşlik ettiler uğurlamaya.
Üzerine örttüğümüz toprağı ebedi uykusu için yorgan gibi düşündüm.
Topraktan geldik toprağa gideceğiz yazmıyor mu kutsal kitaplar?
“Benim sadık yarim kara topraktır” dememiş mi Aşık Veysel?
***
Kurban Bayramının ilk günü. Saat 13.00
Köyde babamın mezarının başındayız ailece.
Annem, iki kız kardeşim, eşim ve kızım Martı Nazlı.
Tam elli sekiz yıldır aynı yastığa baş koyan annem seslendi babama.
“Mustafa! Bak biz geldik…Bizi merak etme…Yerinde rahat uyu…Allah mekanını cennet yapsın…”
Büyük ablam:
“Baba seni çok sevdik”
Küçük ablam:
“Baba seni çok özlüyoruz”
Eşim:
“Baba, seni tanıyalı az oldu ama seni çok sevdim”
Kızım Martı Nazlı:
“De de de de, de de”
***
Yapacaklarımız vardı babamla, olmadı.
Önemli evraklarını koyduğu cüzdanında asteğmenlik resmimi saklamış yıllarca.
Her çiçeği sever ama babamın en sevdiği çiçek fesleğendir.
Nereden bir fesleğen kokusu gelirse babam oradadır.
Geriye özlem, hasret ve baba sevgimiz kaldı
Birde fesleğen kokusu.
***
“Allah rahmet eylesin. Mekanın cennet olsun. Güle güle baba.”