Propaganda dili, Psikolojik yıpratma dilidir. Bu dil aynı zamanda Politikanın hitap kalıbıdır: “ İşsizlik artıyor; mutfak yanıyor; Dünyadaki itibarımız azalıyor;Rejimi değiştirmek istiyorlar; yandaşlarına milletin malını peşkeş çekiyorlar...”
Bu kalıp bütün politikacıların her konuda ağız/şive kalıbıdır. Hatta bu kalıp cümleleri çıkarsanız, geriye konuyla alakalı birkaç cümle kalır.
Propaganda hazırlığı rakibi sıkıntıya sokacak bilgi ve belge arama işidir. Bu bilginin çok eski veya yeni olması önemli değildir; bilinç altına yerleşmesi yeterlidir.
Propagandanın en iyi taktiği yalan söyleme değil (çünkü hemen fark edilir bu) doğruyu söylememedir.
Çok ilginçtir ki ( veya dikkatinizi çekerim) seçmenin de propaganda dili vardır. Bu dil birebir politikacının dili ile aynıdır. Yani seçmenin politikacıdan geride kalır yanı çok azdır.
Bu dilin iki sahne alanı vardır: Meydan ve Kamuoyu yoklaması
Meydanlar ve kamuoyu gerçeği değil; seçmenin dilini yansıtır. Seçmenin dile geldiği yerler değil; politik dil oluşturma alanlarıdır.
İki tarafta uyanıktır. İki tarafta çıkarından yanadır.
Partilerin çift haneli rakamlardan tek haneli rakamlara kısa sürede düşmesi/düşürülmesi bundandır.
Propaganda ile iletişim dili aynı şey değildir. İletişim “anlam-mesaj” paylaşımıdır. Propaganda ise “ikna” formudur.
“Kürt”, “Alevi”, “Laiklik” , “Din” politikacıların birer propaganda malzemesi olmuştur. Bu alanlarda “iletişim” kopuk olunca; kavga ve ötekileştirmek için bu alanlarda propaganda yapmak kolaydır.
Kamuoyu anketleir yapılıyor. İletişim ve propaganda arasındaki makas farkını anlatmaya yarar bu anketler.
Yüzde elli üç gözüken AK Parti oylarını Hikmet Şahin Bey’in “bana verilen orandır bu” propandası “ikna” için yeterli olamamıştır.
Seçmen gerçekten ne yapacağını “İyi bilir”
Eğer yüzde elli Hikmet Bey’e ise; yüzde elli fire verse; Demokrat Parti’nin oy oranı yüzde yirmi beşlerde seyretmesi gerekir.
Bu arada politik dilin birde sanat/debiyat kısmı var: Mübalağa
Mübalağa ile atmak arasındaki farkı da seçmen iyi bilir!..